Refah Partisi (RP) 1995 genel seçimlerinde birinci parti olmuştur. Ancak hükümeti kurma görevi Doğru Yol Partisi (DYP) ve Anavatan Partisi (ANAP) koalisyon hükümetine verilmiştir. Hükümet kurulamayınca görev RP ve DYP verildi. Buradan başarılı bir sonuç elde edilerek, RP ve DYP koalisyon hükümeti kurulmuş, tarihler 8 Temmuz 1996’yı gösterdiğinde TBMM’de yapılan güvenoylamasında yeterli oyu alarak Türkiye’nin 54. Hükümeti olarak göreve başlamıştır.

RP ile DYP Necmettin Erbakan başbakanlığında kurulan koalisyon hükümeti gerginliğin artmasına neden oldu. Bu koalisyon hükümetinde DYP lideri Tansu Çiller Dışişleri Bakanı olarak görevlendirilmişti.

RP-DYP Koalisyonu kurulmasının ardından bu dönemde yaşanan bazı olayların, 28 Şubat sürecini tetiklediği ve hızlandırdığı düşünülmüş, 2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya’yı ziyaret etti. Libya’da, Kaddafi’nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.

3 Kasım’daki Susurluk kazasının ortaya çıkardıkları da “Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık” eylemlerini tetikledi.

Ayrıca, Erbakan’ın 11 Ocak 1997’de tarikat şeyhlerine resmi konutunda iftar yemeği vermesi, 31 Ocak’ta Sincan Belediyesi’nin düzenlediği ve cihat oyununun oynandığı Kudüs Gecesi, ardından Aczimendilerin Ankara’da bir başka grubun da İstanbul’da “şeriat isteriz” sloganlarıyla düzenlediği eylemler Türkiye’nin laik yapısıyla ilgili endişelerin artmasına yol açtı.

Tüm bunlar yaşananlar kamuoyunda geniş yer bulmuş hatta aşırı abartılmıştı, bu nedenle TSK mensupları tarafından tepkiye neden oldu. Tüm bu yaşananlardan dolayı da Başbakan Erbakan ve Dışişleri Bakanı Çiller sorumlu tutularak eleştiriliyordu. Nitekim Ordu duruma el koymayı düşünüyordu. 28 Şubat 1997 tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu toplantısı bu koşullar altında yapıldı. 9 saat süren toplantıda, MGK bildirisinde laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğu vurgulanırken, hükümetten aralarında 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi, tarikatlara bağlı okulların Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilmesi, Kuran kurslarının denetlenmesi ve kılık-kıyafet kanunun uyulmasını da içeren bir dizi eylemi hayata geçirmesi istendi. Bu toplantıdan birkaç ay sonra RP hakkında “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu” gerekçesiyle kapatma davası açıldı, davanın sonunda ise Refah Partisi kapatıldı.

Haziran ayında koalisyon ortağı DYP lideri Tansu Çiller, tansiyonu düşürmek adına, Erbakan’ın istifa etmesini ve kendisinin başbakan olmasını önerdi. Bu öneriyi kabul eden Erbakan, istifasını sundu. Ancak dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümeti kurma görevini Çiller’e değil, Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. Haziran ayı sonunda da Yılmaz, Bülent Ecevit’in lideri olduğu Demokratik Sol Parti (DSP) ve Hüsamettin Cindoruk’un liderliğindeki Demokratik Türkiye Partisi (DTP) ile ANASOL-D koalisyonunu kurdu. Olayın üzerinden 23 yıl geçsede Çevik’in Sincan’da Tankların geçmesiyle alakalı ‘‘Demokrasiye balans ayarı’’ sözleri hatıra gelmektedir. Karadayı’dan sonra göreve gelen Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu da “28 Şubat, 1000 yıl sürecek” diye konuşmuştu. 28 Şubay davasında yargılanan sanıkların tutum ve davranışları lehlerine kabul edilerek, cezada indirim yapıldı ve ceza müebbet hapse çevrildi. Sanıkların, yaşı ve sağlık sorunları gerekçesiyle adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi.

Bütün askeri müdahelelerde olduğu gibi 28 Şubat günü yaşanan müdahalede etkileri itibariyle vatandaşların neredeyse tamamına tesiri olmuştur. Davalardan bir sonuç elde edilememiş, yukarı anlattığımız durumlar haddinden fazla abartılmış, olay göründüğünden farklı gösterilmiştir. Elbette yapılan hatalar vardır. Bunları görmemezlikten gelemeyiz ancak bu hatalar askeri müdahaleler ile çözülemez, halkın destekleri ile iktidara taşınan partiyi iktidardan indirmek halkın seçimini önemsememek anlamına gelmektedir.